Kişisel Gelişimin En Sahici Yolu

Okumak, yazmak, dinlemek ve bunlar üzerine düşünmekten yani tefekkürden daha güzel, daha verimli bir kişisel gelişim yolu düşünemiyorum.

Batı ülkelerinde yıllar önce trend olan ama en fenalarına Amerikan yayıncılığında rastlanan o sözde kişisel gelişim kitapları yok mu? Aman Tanrım, gördükçe çığlık atasım geliyor.

Türkiye’de raflara önce parapsikoloji kategorisi altında abuk subuk çoğunun hiçbir temeli, dayanağı olmayan, hiçbir kaynağı referans göstermeyen kitaplar girdi yıllar önce. (Hayır, Kayıp Kıta Mu ve benzerlerinden bahsetmiyorum, o kitapların bile bir hikâyesi var, mesela uzaylılar tarafından yazdırıldığı söylenen kitaplar, ölmüş medyumların yazdırdığı söylenen kitalar v.s…) Sonra Mevlana ve sözleri -Mesnevî’si değil, sözleri -zira öyle her babayiğidin harcı değil hakikaten Mesnevî’yi okumak- “moda” oldu memlekette. Bugün hâlâ sosyal mecralarda herhalde en çok atıf yapılan kişidir Mevlana; öyle acayip cümleler atfediliyor ki adamcağıza, sanırsınız Mevlana yüzlerce yıl önce yaşamış bir Tasavvuf âlimi değil, 3-5 yıl önce piyasaya girmiş bir yaşam koçu! Bütün o kitapları da oturmuş, editörüyle beraber kaleme almış daha dün sanki.

Sosyal medyada zırt pırt paylaşılan –hatta artık Apaçi tabir ettiğimiz alt kültürün (ya da öyle bir şey) bio’larına kadar düşen – “Ben bi adama bakarım sonra da lafa bakarım höröröy…” cümlelerini gerçekten Mevlana’nın, aynen bu şekilde, bu manada, bu bağlamda kurmuş olabileceğine, insan yaşamını aydınlatsın diye değil de kendisini hâkir gören bir insana laf sokmak için kullanmış olabileceğine inanıyor musunuz cidden? Ha, sorunun daha kallavisi geliyor : Yahu bu tasavvufu bu kadar yediniz içtiniz madem, hani nerede egosunu yenmiş, kendisiyle barışık, iç huzurunu sağlamış insanlar? Saçımın rengini beğenmeyecekler, jölesiz çıkarsam kızlar bana bakmazları yenebildiniz mi de habire komplekslerinize alet edip duruyor, ona buna laf sokmak için paylaşıp duruyorsunuz koca Mevlana’nın –üstelik kötü çevrilmiş, âdeta çevrilememiş- sözlerini? Serdar Ortaç-Demet Akalın düzeyi ile Tasavvuf felsefesi arasındaki mesafe bu kadar kısa olabilir mi sizce?

Modern insanın boşluklarını doldurmak, eksikliklerini gidermek, acılarına çare, yaralarına derman olmak gibi iddialı ama içi boş, yazarının hiçbir ehliyeti, derinliği olmayan o bomboş sözde kişisel gelişimi sağlayan kitaplarının, insanı amaçladığının tersine ve düpedüz geriye ittiği apaçık. Çünkü “biz sizin yerinize düşündük, en iyisi, en doğrusu buymuş sizin için” diyorlar.

reading-book

Bu kitapların hiç mi iyisi yok? Var elbet, insana gerçekten yardımcı olanları, yeni bir bakış, yeni bir görüş açısı sağlayanları, o hep bahsedilen “farkındalığı” yaratanları da var. Alacağınız kitapların önce yazarının kim olduğuna, eğitiminin, ehliyetinin ne olduğuna ve kitabın içeriğine şöyle bir göz atmanız ama ciddi ciddi göz atmanız yeterli. Misal, Doğan Cüceloğlu. Beğenin beğenmeyin, adam işinin ehli. Sonra bizim gençliğimizin efsane yazarı Erdal Atabek. Ortaokul çağına hitap eden kitapların yazarı İpek Ongun dahi, o çok iddialı kişisel gelişimcilerden açık ara iyi.

Diyeceğim o ki, gelişimi, başarıyı, mutluluğu, Doğu felsefesini size paketleyip paketleyip farklı farklı ambalajlar içinde, üstelik içeriğini bozarak, aslından kopararak sunan kitapları boş verin. Çok sevdiğiniz bir şarkının sözleri üzerine düşünmek, okumaktan keyif aldığınız herhangi bir metin üzerine düşünmek, dinlediğiniz ilginç kurgu ya da gerçek bir hikâye üzerine düşünmek; yani dış dünyadan bir şekilde edindiğiniz ve ilginizi çeken herhangi bir şey “üzerine düşünmek” o hep peşinde olduğumuz “farkındalığı” yaratan şey işte, abuk subuk “ kitaplar değil. Herhangi bir konu üzerinde normalden biraz fazla düşünerek kendi fikrinizi oluşturmaya çalışmak, sizi, etrafınızdaki pek çok insandan daha “farkında” kılar, emin olun. Gelişmek için daha öncelikli başka bir şeye hiç ihtiyacınız yok.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.